Ana içeriğe atla

rize

Kahramanmaraş’ın İstanbul’daki sesi...

06.09.2017 - 10:59

Beyoğlu’nda yer alan restoranlarında 30 yıldır içli köfte sattıklarını belirten Sabırtaşı Restoran sahibi Mustafa Topçuoğlu bu ayki özel konuklarımızdan… Adeta Beyoğlu’nun bir simgesi haline gelen Sabırtaşı, başta Kahramanmaraş olmak üzere Anadolu mutfağını lezzet severlere sunuyor. Samimi bir ortamın hakim olduğu restoranda satılan her içli köftenin içerisinde ise aslında bir anı var…

Kahramanmaraş lezzetlerinin İstanbul temsilcisi durumundasınız. Bununla ilgili neler söylemek istersiniz?
Biz İstanbul’daki hayatımıza içli köfteyle başladık, içli köfteyi sattıkça da tanındık. İçli köfte Kahramanmaraş’ın bir lezzetiydi. Birçok yörenin içli köftesi var, ama Kahramanmaraş’ınki biraz daha farklı… Otuz yıla yakındır İstanbul’da içli köfte yapıyor, Beyoğlu’ndaki restoranımızda da Kahramanmaraş’ın lezzetlerini sunuyoruz, haliyle Anadolu mutfağını da temsil etmiş oluyoruz. 

Kahramanmaraş’tan Beyoğlu’na gelmenizin sebebi nedir?  Neden Beyoğlu?
İlk etapta içli köftemizi Gaziosmanpaşa’da satıyorduk. Beyoğlu’nun Gaziosmanpaşa’ya göre daha kalabalık ve daha hareketli olması, aynı zamanda metropol bir semt olup, herkesin gelip gittiği bir yer olması buraya gelmemizde büyük bir etken oldu. Burada daha rahat satış yapabiliriz düşüncesiyle Beyoğlu’na geldik ve burayı çok sevdik… Beyoğlu bizim için ayrı bir yer oldu, çünkü hayatımızı burada kazanıyorduk. Gece gündüz burada içli köfte satarak artık Beyoğlu’nun bir simgesi haline geldik.

Sabırtaşı’ndaki bu aile sıcaklığı ortamını nasıl sağladınız?
Yıllar önce annemle babam birlikte çalışıyordu. Annem babamın yanından hiç ayrılmamış. Yıllarca içli köftesini yapmış, babam da satmış. Anlayacağınız her daim omuz omuza vermişler… Beyoğlu’ndaki bu dükkanda babamla birlikte bende çalıştım. Burası gerçekten bir aile havasında… Gelen misafirlerimize hiçbir zaman müşteri gözüyle bakmıyoruz, kendilerine bizden biriymiş gibi hitap ediyoruz. Müşterilerimiz bizler için birer Sabırtaşı dostlarıdır, bu şekilde bir aile ortamı oluştu burada. Babam rahmetli olduktan sonra annem yine bırakmadı işi, benimle gidip gelmeye başladı. Evlendikten sonra aynı tevazuyu şimdi eşim Fatma Hanım bana gösteriyor, her zaman benim yanımda. Bu aile geleneğimiz devam etsin istiyoruz açıkçası, çünkü burası bir aile işletmesi. Aile dendiği zaman insanlara daha farklı bir güven geliyor. Bir nevi insanlar ev ortamı aradıkları için özellikle gelip gidiyorlar buraya, çok da seviyorlar…

Peki, mesleğinizi çocuklarınıza devretmek ister misiniz? 
Devretmek isterim, çünkü Sabırtaşı artık gerçekten bir isim oldu. Bu ismin bir şekilde devam etmesi lazım... Rahmetli babamdan sonra bayrağı ben teslim aldım. Şimdi bayrak sırası çocuklarımda, ama henüz küçükler. Ancak ileriki dönemlerde bu geleneğin devam etmesini çocuklarımda da görmek isterim tabii ki, onların okuyarak bu işi büyütmelerini ve kurumsallaştırmalarını çok isterim. Ben babamdan devraldım, babamın hayatını anlatıyorum; onlar da belki benim hayatımı anlatırlar bir gün.

Yakın zamanlarda katılacağınız programlar var mı?
Evet var, kitabım çıktıktan sonra birçok yerden davet aldım. Mesela Eylül ya da Ekim gibi Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi’ne gideceğiz. Mehmet Akif Ersoy Kültür Merkezi’nde bir konferansımız ve imza günümüz olacak. Yine Kahramanmaraş’ta 12 Ekim’de kitap fuarı olacak, biz de oraya katılıp, stant açacağız.  Ayrıca İstanbul’da Tüyap Kitap Fuarı’na katılacağız. Yine Konya Selçuk Üniversitesi’nden bir davet aldım, orada da bir seminerimiz olacak. Azerbaycan’dan Hazar Üniversitesi’nden davet aldık. Not defterimizde Eskişehir Anadolu Üniversitesi, Kemerburgaz ve Arel Üniversitesi de var. 

GAMZELİ’NİN GÖZÜNDEN BENLİ
Mustafa Bey babasından, hayatından ve yapmış çalışmalardan bahsetti. Birazda siz eşi olarak Mustafa Bey’den bahseder misiniz? 
Fatma Topçuoğlu: Mustafa Bey iyi bir aile babası… Eşiyle, ailesiyle ilgilenen, evine düşkün bir kişi… Hatta eş olarak dört dörtlük bir karakter diyebilirim. Ancak şunu belirtmeden geçmek istemiyorum; her ne kadar evli de olsak restorana geldiğimizde sadece iş arkadaşıyız. Burada belli sınırlarımız var ve bunu mümkün mertebede korumaya çalışıyoruz. 

Kitabı yazarken Mustafa Bey’e bir desteğiniz oldu mu?
Fatma Topçuoğlu: Bir gün bana “babamın hayatını yazacağım” dedi. Ben de kendisini destekleyerek, her şeyi en güzel şekilde yapabileceğini belirterek ve arkasında durarak destek olmaya çalıştım. Çünkü ona güvenim sonsuzdu… Kitap yazıldı ve çıktı. Kitapta bizim tanışma hikayemizde yazıyor. Gamzeli ve Benli’nin hikayesi…

Mustafa Bey birçok ödül alıyor, sık sık şehir dışına çıkıyor. Bununla ilgili bir şeyler söylemek ister misiniz?
Fatma Topçuoğlu: Emeğinin karşılığını alıyor. Bu da bizim için gurur verici. Bir geçmişi var, babasını yad ediyor, yani hayırlı bir evlat. Hayırlı bir evlat olduğu için de her zaman onun arkasında destekçiyim.

Üniversite eğitimi almadığınız halde üniversitelerde ders anlatıyorsunuz. Bu nasıl oldu ve derslerde neler anlatıyorsunuz?
Üniversiteye gitmek benim içimde hep bir ukde olarak kaldı. Bunu İstanbul’a geldiğimde daha çok anladım. Üniversite okumadığım için kendimi eksik hissediyor ve bir şekilde kendimi geliştirmem gerektiğine inanıyordum. Bir gün hayatımı anlatmaya ve kitap yazmaya karar verdim. Kitabım çıkmasının ardından beni üniversitelere davet etmeye başladılar. Girişimcilik dersi olarak babamın hayatını üniversitelerde anlatmaya başladım. Üniversiteyi okuyamadım ama oradaki öğrencilere şimdi kendi hayatımızı anlatıyorum. Babamın yaşadığı sıkıntıları, İstanbul’da vermiş olduğu mücadeleyi anlatıyorum; bir yaşanmışlık hikayesini, Anadolu insanını anlatıyorum. Belki onlar da bu hayat hikayesini örnek alır ve bir şeyler yapmak için atağa geçerler diye… 
Hala da babamın tezgahında, onun içli köftesini satıyorum. Aslında her verdiğim içli köftede ben babamı yaşıyorum. İçli köfteyi yapıyoruz, içine harcını koyuyoruz, ama ben onu kıyma olarak görmüyorum, otuz yıllık bir geçmiş olarak görüyorum. Her koyduğumuz kıymada, her kaşıkta bir anımız var... 

rize

 

Yukarı