Ana içeriğe atla

FFF

HER YIL MINDSHARE İÇİN YENİ BİR BAŞLANGIÇ

15.02.2019 - 10:06

MINDSHARE TÜRKİYE CEO’SU BÜLENT YAR: “ZİRVEYE ÇIKMAK KADAR ZİRVEDEKİ YERİNİZİ KORUYABİLMEK DE ÇOK ÖNEMLİ. HER SENE KALP ÇARPINTILARIMIZ TABİİ Kİ OLUYOR. BİZ NASIL OLSA ÖDÜLLERİ YİNE TOPLARIZ DİYE DÜŞÜNMÜYORUZ. HER YIL BİZİM İÇİN YENİ BİR BAŞLANGIÇ GİBİ.”

NECATİ KOLA

Mindshare, son yıllarda Türkiye’nin en başarılı medya ajansı olarak biliniyor. Ülkemizdeki en büyük ulusal ve uluslararası markalarla çalışan ajans, her yıl ödülleri topluyor. Mindshare Türkiye’nin CEO’su Bülent Yar ile hem ajansın hem de kendisinin hikâyesini konuştuk.

 

Aynı zamanda Bloomberg HT’de ‘Bana Hikâyeni Anlat’ adlı program yapıyorsunuz. Bu kez biz size hikâye anlattıralım. Ajansın hikâyesiyle başlayabilir miyiz?


Mindshare, 1997’de Asya’da kuruluyor. WPP’nin ilk global kurumsal şirketi olarak… ‘Zihin payı’ anlamında, yani zihinlerden pay çalmaya destek olan bir iletişim ortağı iddiasıyla yola çıkıyor. Türkiye’ye gelişi ise 2001. Ekonomik kriz yaşadığımız bir yılda Türkiye’ye yatırım yapmaya karar veriyor ve 8-9 kişiyle yola çıkılıyor. Biz bu hikâyeye İngilizce “From zero to hero” diyoruz. Çok güçlü network’lerin aktif olduğu ve üstüne üstlük ekonomik buhran yaşandığı bir dönemde sıfır noktasından yola çıkmaya karar veriyor Mindshare ve bugün 150 kişiye varan kadrosuyla ülkenin en büyük medya yatırımları yönetimini yerine getiren bir iş ortağı markalar için. Türkiye’de medya ajanslarının tarihçesine baktığımızda çok gururla söyleyebiliriz ki bu yapı yıldan yıla hep büyüyor ve liderliği son 10 senedir yılın ajansı seçilerek perçinliyor. Bu aslında bir dünya rekoru da aynı zamanda. 

YÜKSEK LİSANS YERİNE İŞE BAŞVURDUM


Peki, sizin hikâyeniz…


Ben üniversiteden mezun olduğumda yüksek lisans yapılması revaçtaydı. Ama ben o dönemde ülkenin en fazla insan kaynağı talebi gören Cenajans Grey’e başvuruda bulunmuştum. Kabul edildiğimde müşteri ilişkileri, metin yazarlığı ve yaratıcı direktörlük gibi branşlar çok ön plandaydı. Medya planlama ve satın almanın çok çok yeni olduğu dönemlerdi. Pazarlama araştırmaları ve uluslararası medya departmanında iki bölüme birden asistan olarak başladım. Sonra ‘Ben doğru yerde miyim?’, ‘Keşke müşteri ilişkileri departmanında olsaydım!’ derken; çok uluslu şirketlerin Türkiye’ye yatırım yapmasıyla televizyon izleme ölçümleri ve araştırmaları önem kazanmaya başladı. Daha analitik, daha araçları ve sistemleri kullanmayı bilen, veri odaklı çalışma eğilimi yüksek profillere olan ihtiyaçla beraber yepyeni bir alan doğdu. Sonrasında ülkenin en büyük reklam verenlerinden biri olan çok uluslu bir markanın concour’unu yönettim. Ardından medya ajansları arka arkaya kurulmaya başladı. Kreatif ajanstayken kendimi aniden bir medya ajansında buldum. 10 yıl kadar Procter & Gamble’ın marka direktörlüğünü yönettim, tüm markaları adına. Sonrasında GroupM Türkiye’nin Trading Genel Müdürlüğü yaptım. 2009-2015 arası Mediacom Türkiye CEO’luğu görevini yürüttüm. 2016’dan itibaren Mindshare’i en yukarıda tutmak için gayret sarf ediyorum.

 

Bana Hikâyeni Anlat nasıl başladı peki?


Program aslında planladığım bir şey değildi. Bir müşterimin yaşadığı probleme çözüm bulmak amacıyla kanalla temasa geçerken bir anda doğmuş bir fikir. Kanal yönetimi de ‘Bu konuda ciddiysen hemen toplanalım’ dedi. ‘Büyük bir ajansta olduğum için beni kırmamak için nezaketen davet ediyorlar’ diye düşündüm. Projemi anlattım. ‘Bir hafta sonra çekimlere başlayabiliriz’ kararı çıktı. Daha önce hiç kamera tecrübem olmamasına rağmen bana bu fırsatı verdiler. Sağ olsunlar. Toplantı öncesinde ve sonrasında arabaya bindiğimde ‘Ben ne yaptım ya! Emin miyim?’ gibi bir noktadaydım. Programa başlayalı bir yıldan fazla oldu. Anladım ki bayağı ihtiyaç varmış. Kendimizi ifade etmeye, markalarımızın başarılarını anlatmaya… 

hhhh

ARTIK ‘BENİM MARKAMI SEVİN’ DÖNEMİ BİTTİ


Markalaşmanız için bir hikâyenizin olması, markayı devam ettirebilmek için de hikâyeler oluşturmanız gerekiyor… Siz o programla markaların hikâyelerini ortaya çıkartıyorsunuz bir anlamda.


Ben yapılmışları ortaya çıkarıyorum. Markaların, o başarılı işlere imza atarken kendilerini nasıl farklılaştırdığı, nasıl konumlandırdığı, nasıl bir çalışma sistematiğiyle ilerlendiği gibi tüm süreci derinlemesine aktarmalarını istiyorum. Bir de kurumsal sosyal sorumluluklarını… Artık tüketiciler, ‘Benim markam iyidir’, ‘Benim markamı sevin’ diyen markayı değil, ‘Seni çok seviyorum, senin yanındayım ve sana fayda yaratıyorum’ diyen markayı önemsiyorlar. Dolayısıyla sponsorluklara ve klasik, gelenekselleşmiş sosyal sorumluluk projelerine değil, daha yenilikçi, daha kalbe dokunan, tüketicinin hayatında iz bırakan, topluma fayda yaratan işlere daha çok değer veriyorlar. Özellikle Z jenerasyonu için bu çok önemli. Dolayısıyla program, markaların çok da duyuramadıkları bu tür kalbe dokunan işlerini anlatmalarını rica ettiğim bir platforma da dönüştü aynı zamanda.

 

Son olarak, sürekli yılın ajansı seçilmenin nasıl bir duygu olduğunu sormak istiyorum. Ayrıca, devamlı sizin şampiyon olmanızdan rahatsızlık duyuyor musunuz, merak ediyorum. 


Rahatsızlık duymuyorum. Şampiyonluğu koruyabilmek tabii ki çok önemli. Her sene kalp çarpıntılarımız tabii ki oluyor. Biz nasıl olsa yine alırız diye düşünmüyoruz. Her yıl bizim için yeni bir başlangıç gibi. Başarı, ‘Hadi toplanalım, markalara daha yaratıcı şeyler üretelim’ deyip düğmeye basmakla olmuyor. O, çalışma kültürüyle alakalı. İşe nasıl baktığınla alakalı. Markanla kurduğun bağla, diyalogla alakalı. Markanın ihtiyacını doğru anlamakla alakalı. Daha önce denenmemiş şeyleri yapmakla alakalı. Mindshare, bunları çok iyi yapıyor ve bu da ödüllere yansıyor. 

hh

ALİYE YAĞCI TEYZEMİZİNKİNE BENZER HİKÂYELER ARTMALI


Tat Gıda ile ilgili programınızı izlemiştim mesela. Tat Gıda’nın reklâmında da oynayan Bursalı Aliye Yağcı teyzenin hikâyesi, markaya çok büyük değer katmıştı. 


Kesinlikle. Çok kıymetli buluyorum ben bu insanlarımızı. Evlatları şu anda o firmanın mühendisleri. Kendisi hâlâ tarlasında domates üretip traktörüyle fabrikaya götürmeye devam ediyor. O insanlara destek olmak, daha akıllı ve bilinçli tarım yapmalarını sağlamak, hepsi çok büyük bir emek. Ülkemizin gelişmesi adına, daha az eforla daha çok ürün elde etme adına yaratılmış bir örnek. Dolayısıyla evde oturup hiçbir şey yapmayan insanla aynı topraklara doğmuş, benzer eğitimlerdeki bir insanın neler yapabileceğinin çok canlı hikâyesi var orada. Benzer hikâyelerimizin daha fazla olması, markalarımızın da bu insanları harekete geçirmesi lazım. 

arf

Yukarı