iletişim
anasayfa
 

“Hedefimiz Türkiye’yi transit üs yapmak”

2008 yılının lojistik sektörü açısından biraz daha zor geçeceğini söyleyen Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Hizmet Üretenleri Derneği (UTİKAD) Başkanı Kosta Sandalcı ile derneğin kuruluş öyküsünü, ülkemizdeki taşıma yollarının durumunu ve lojistik sektörünün geleceğini konuştuk. 

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
1951 İstanbul doğumluyum. Avusturya Lisesi ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunuyum. İstanbul Üniversitesi Ulaştırma ve Lojistik Yüksekokulu’nda fahri öğretim görevlisi olarak ders veriyorum. Yaklaşık 30 yıldır lojistik sektöründeyim. Almanca, İngilizce, Fransızca, Rumca ve Türkçe’yi çok iyi konuşuyorum. 15 yıl yabancı şirketin üst düzey yöneticiliğini yaptıktan sonra 14 yıldır kendi şirketimin ortaklarındanım ve aynı zamanda UTİKAD’ın kurucularındanım.

Sektörde önemli derneklerden birisiniz. Bu günlere gelmek kolay olmasa gerek. Bu anlamda derneğinizin kısaca kuruluş öyküsünü bize anlatabilir misiniz?
Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Hizmet Üretenleri Derneği (UTİKAD), 1986 yılında Uluslar arası Nakliye Müteahhitleri Acenteleri Derneği (UNMAD) adıyla kuruldu. 1995 yılında Uluslararası Hava Kargo Acentaları Derneği (UKAD) ile birleşerek “Uluslar arası Taşıma işleri Komisyoncuları ve Acentaları Derneği (UTIKAD)” adını aldı. Dernek ünvanımız 1999 yılında “Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Hizmet Üretenleri Derneği” olarak değiştirildi. Vizyonumuz, misyonumuz nakliyenin yalnızca karayolu olmadığını, kendisini taşıma işleri komisyoncusu olarak görenlerin çatısı altında toplandığı Türkiye’nin en saygın sivil toplum örgütlerinden biridir. Bugün UTİKAD’ın 360’dan fazla üyesi var. Üyelerimiz Freight Forwarder’dır. Bundan kastettiğim kendi taşıma aracına (vagon, uçak, kamyon, gemi) sahip olmadan nakliye organizasyonu yapan firmalardır.

Taşımacılık sektörünün ortak sorunları konusunda neler söyleyebilirsiniz? Bu sorunlara ışık tutması açısından birikimlerinizi de ortaya koyarak ne tür çözüm önerileri sunabilirsiniz?
Avrupa Birliği’ne doğru yürüyen bir Türkiye’nin AB normlarına uygun bir mevzuat oluşturması gerekiyor. Bu konuda adım atıldı, ama iyileştirmeler yapılması gerekiyor. Bu gümrük kanunu ve kara taşıma kanunu için de geçerli. Hedef Türkiye’nin transit üs, transit ülke olmasıdır. O konuda herkes kendine düşen görevi yerine getirmeli. Yabancıların girmesiyle piyasa bollaştı. Bana göre arz talepten daha fazla arttı. Böyle olunca fiyat dengeleri altüst oldu. Türkiye’de uzun yıllardır değişmeyen, ancak son birkaç aydır hareketlenen kurun da bunda etkisi var.

Ekonomide yaşanan olumsuzluklar nedeniyle lojistik sektöründeki yatırımların çevre ülkelere kaymasına nasıl bakıyorsunuz? Bu konudaki çözüm önerileri sizce neler olabilir?
Türkiye son yıllarda çok büyük bir atılım içerisine girdi. Ülkemiz yüzde 6 büyümeyle dünyanın en hızlı büyüyen ülkelerinin başında geldi. Ancak şimdi durağan bir döneme girdik. Bu dönemde dikkatli olmamız gerekiyor. Yanlış yapılan yatırımlar baş ağrıtmaya başladı. Talebin sabit kaldığı durumda arz arttıkça fiyat düşüyor, bu sorunlar var.

 

Türkiye’de taşımacılığın büyük bir bölümü karayolu kullanılarak yapılıyor. Demiryolu ve denizyolu seçeneklerinin daha cazip hale getirilmesi için neler yapılabilir?
Karayolu vazgeçilmez bir taşıma modu. Bizi bu yanlış politikaya 1950’lerde itmişler. Biz karayoluna aşırı önem verip, diğer taşıma modlarını arka plana atmışız. Avrupa’da demiryolları oldukça gelişmiştir. Ülkemizde 1923’ten 1940’lara Atatürk’ün ölümüne kadar demiryoluna çok yatırım yapıldı. 1980’den sonra Türkiye’nin vizyonu değişmeye başladı. 1995’ten sonra da demiryolları ağı gelişti. Demiryolunun yatırım maliyeti karayoluna göre belki biraz daha fazla, ancak devamlılık arzeden, yolcu ve yük, eşya taşımacılığı açısından demiryolunun çevreci bir yaklaşımı var. Avrupa önümüzü kesmek için kota ve vize uyguluyor. Ancak bunu çevreci yaklaşımla da yapıyor. Avusturya, İsviçre, Macaristan gibi ülkeler doğal güzelliklerin korunması için tırları istemiyor. Uzun mesefaye demiryoluyla taşımamızı, kalan 200-400 km’lik yolu da tırla gitmemizi istiyor. Bizim kendimizi buna alıştırmamız lazım. Ancak bazı çevreler hala bunu görmüyor.
Denizyolunda ise limanların inşası, özelleştirmelerin optimal şekilde yapılması, deniz taşımacılığında Türk bandıralı gemilerin yük taşıma oranlarının yabancı bandıralı gemilere oranla çok düşük kalması gibi sorunlarımız var. Bu konuda siyasi otorite bazı tedbirler almalı. Tonaj açısından Türk ihracatının büyük bir kısmı yaklaşık 150 milyon tonu denizyoluyla gidiyor. Ancak taşınan malın değeri açısından bakınca karayoluyla aralarında çok fark yok. Lojistik sektörü ülkemizde 10 milyarlık dolarlık bir paya sahip. Türkiye’nin 300 milyarlara yaklaşan dış ticaretinin etkisiyle bu rakamın önümüzdeki yıllarda lojistik sektörüyle 30-40 milyar dolarlara geleceğini düşünüyorum.

Ülkemizde hava kargo taşımacılığı konusuna yeterince önem veriliyor mu?
UTİKAD’da yalnız karacılar yok, denizciler, havacılar, demiryolcular var. Tüm taşıma modlarında veya asgari iki tanesinde olanlar var. 360 üyemizin yaklaşık 60’ı yalnızca havayolu nakliye organizatörlüğü yapıyor. Havayolunun en fazla gelişmiş olduğu yer İstanbul. Ama 2,5 yıl önce yanan hava kargo terminalinin yerine yenisi yapılmadı. Kargo binasının Atatürk Havalimanına yakışır güzellikte olması gerekiyor.

UTİKAD'ın öncülüğünde kurulacak olan ECO Logistics Provider Associations Federation (ECOLPAF) Federasyonu hangi konular üzerinde çalışmalar yapacağı hakkında bilgi verir misiniz?
ÜTİKAD’ın en önemli misyonlarından biri Türkiye’yi yurtdışında tanıtmak, biz yıllardır bunu yapıyoruz. Bu federasyon, Türkiye’nin liderliğinde İran, Türk Cumhuriyetleri, Afganistan, Kazakistan gibi ülkeleri kapsayan bir ekonomik işbirliği şeklindedir. Önümüzdeki süre içinde ECOLPAF olarak Türkiye’ye ticaretin artırılması ve optimal taşıma yollarının kazandırılması konusunda çok güzel şeyler kazandıracağız.

Gelişen teknolojik şartları göz önün alarak 2008 yılında taşımacılık sektöründe neler yaşanabilir?
2008 maalesef biraz zor geçeceğe benziyor. Enflasyonun artış hızına girmesi, kurların hareketlenmesi, dış ticaret açığının hala büyüyor olması, sıcak paranın her an kaçabilecek duruma gelmesi, siyasi istikrarın bazı yöntemlerle biraz sarsılması 2008 in üzerine biraz gölge düşürüyor. Karayolunda faaliyet gösteren şirketlerin yatırım yapmayacağına inanıyorum. Piyasanın düzelmesi gerekiyor. Ama Türkiye’nin önü açıktır. Siyasi iktidarın tam yerleşmesi ve Türkiye’nin Avrupa birliğine daha fazla kayması önümüzü müthiş açacaktır.

 

« geri dön haberler anasayfa

 
 
 
 © Copyright 2007 designed by bilmerk